3 Aralık 2020 Perşembe

Ağlamam

Gözlerim donuyor

Parmak uçlarım uyuşuk, yazmam

Konuşursam sesim titreyecek, aramam

Anlatmak istemiyorum, konuşmak istemiyorum, hatırlamak istemiyorum

Özlemek, bu duygu benlik değil

Neden bu durgunluk bilmiyorum.

Kendimi bulmak istediğim, 

Neden yıkıldığıma anlam veremediğim zamanlar ...

Bu hissin müptelasıyım.

Bu zindanlar bahçe bana, acıtmaz canımı

Gül misali koklarken kanattı derim, avuturum kendimi.

Alışkınım artık kandırmaya beni

Gelecek diye inanmam

Sadece kendime yenik düşerim

Güvenmem deyip deyip silerim yanağımdaki yağmurları

Sonuçta ben asla ağlamam !


Semanur COŞKUN (S.C.)

00.20

4 ARALIK CUMA 2020

EV

13 Eylül 2020 Pazar

Özürden aciz

Acizlikte aziz

Pek meraklı mısraları didiklemeye

İz görmek istiyor kırılarak yazılan her hecede

Marifet sanıyor meczup yazık


Yazmayı kendine sanan gafil aldanır

İlham gelince birine değil hisse yazılır.

Sözünde duracaksın kartlar açık

Duramadığın yerde gölge etme vakit çok kısık

Ben böyle değilim bağlanmam faniye

Yorulmak istemiyorum ayağı kapı dibinde

Yol uzun değilse yoldaştan bana ne

Güvenemediğine yolun açık olsun de

Üzülmek istemeyen sabretmesin boşuna

Bazıları değmez bak yaz bunu bir kenara

....

S.C.

00.25

14 EYLÜL PAZARTESİ 2020

BAŞKA 

21 Ağustos 2020 Cuma

Nereye gitmemi istersin ? Nereden savurayım hayatımı ?

Nerede yıkılsın kararlarım, hangi duvar dibinde karalar bağlayayım ?

Kimse duymasın çığlığımı kimse sormasın nasılsın diye

Sorarsanız yük olur bakışım yüreğinize

Nereye gitti, neden gitti ... bin bir soru

Tek cevabım var öyle gerekti.

Nereli bu yer bilmez gönlüm ? Söyleyin ben nereye aitim ?

Krallık içinde zindanda bit'abım

Her yerde göçebeyim, meskenim oldu limanlar

Yeşili arıyor gözlerim ben huzura hasretim


22.08.2020 CUMA

00:57

EV 

24 Temmuz 2020 Cuma

VAR

Gitmek istediğim yerler var
Sonu çıkmaza çıkan sokaklar
Düşmekten korktuğum uçurumlar
Varacağım bir yer var
Umut beslerken sustuğum
Nefret beklerken susadığım 
Yaşamam gereken günler
Ölmem gereken hayatım var
Bastığım mayınlar, paramparça hayaller
Güldüğüm yaralarım
Dinlerken içlendiğim
İçime kapandığım yarınlarım
Yarım kalan yanlarım
Sizlerden alacağım var.
Ahhlarım, aklarım, göz kenarlarımda çizgiler 
Yaş almışlığım, aşk olmuşluğum, 
Çiçek ekmişliğim, yol gitmişliğim var.
Ellerimi uzatıp tuttuğum çocuklar
Omzumda unutturduğum,
Ayakta uyuttuğum kederler var.
Bu hayatın hem sevdası hep yangını var.
Hepsinden müstakil her şeyi bilen " Yaradan " var.

- ELHAMDÜLİLLAH -

S.C. 
Ev
25.07.2020
01.22

24 Mayıs 2020 Pazar

BİR FATİHA BIRAK MEZAR TAŞINA 2

Sandınız ki bu hikaye Kadem ile Emine'nin hikayesi
Emine Kadem'in kardeşi İsmail ile evlenmişti. İsmail birkaç sene önce vefat etti. Emine, yakın bir vakitte ...

Bu hikaye arkada yetim bırakılan, ahı ile mezar titreten Kadem gözlü Ayşe'nin hikayesi

Yıl artık 2020

Yetim mi kalır o günden bu güne, Ayşe 70lerinde artık demeyin !?
Ayşe hala o günde,
hala yetim konulu hikayelere dayanamaz, hala baba diyenleri görünce ağlar ...

Ayşe artık genç kız olmuştur. Köyün parmakla gösterilen, güzelliği ile insanların dikkatini çeken, Kadem gözlü Ayşe'dir O...
Kardeşlerini Ayşe büyütmüş, hiç çocuk olmadan anne olmuştur onlara. Annemizden çok emek verdin diye bahsederler Ayşe'den ...

15 yaşındayken nişan yüzüğü takarlar parmağına, verdik seni derler. Zaten soran olmamıştır ona. Yurt dışına gideceksin, al bu da vesikalık resmi der nikahını kıyı verirler. Sonra nedendir bilinmez bir haber daha getirir annesi Emine. Haberin olsun nikahı bozdum der Ayşe'ye.
İnadı uğruna.
Ayşe'nin yaşı tutmadığından bütün resmi işlerle Emine ilgilenir. Ayşe habersizce büyümeye devam eder. Hayal meyal birkaç yankı dolanır hala kulağında. Babannem çok yalvardı, yetimimin hakkına girmeyin diye çok söyledi, anneme de amcama da dinletemedi diye anlatır durur.
Her şey bir yana yetim hakkı yerde kalmaz ! Baba toprağından kalan yeri de siler verirler diğer kardeşe. Babamdan bir parçam olur belki diye umutla beklerken 13 yaşında babasının toprağından da silenen Ayşe'nin gözlerinden başka babasından hiçbir izi kalmaz.
Aklı başına geldiğinde yalvarır annesine, babamdan bir izim olsun, o toprakların her karışında benim emeğim var. Bari babamdan bir karış toprağım olsun der. Ne fayda, çoktan gözden çıkarılmıştır Ayşe ele giden kıza toprak mı verilir sus der keseler sesini.
O dönemde evlidir Ayşe. Kendi gibi büyümüş, yetim ve öksüz olduğunu askerden geldiğinde öğrenen, uzun yıllar amcasının yanında büyüyen, ayrımcılık olduğunda ağaç tepesinde uyuyan, geceler boyu annem babam beni neden sevmiyor diye üzülürken, yıllar sonra kimsesiz olduğunu öğrenen, çimen yeşili gözleri ile Ayşe'yi o köyden kurtaracak dağ ile evlenir.
Mehmet ona yuva olur. Ahh dostlar Mehmet'in hikayesine yürek dayanmaz.
Ayşe'nin tek isteği vardır. Götür beni bu köyden ...
Yılları sırtında yük gibi taşımış, huzur yüzüne gülmemiş, kimsesizliği iliklerine kadar işlemiş iki kalp birlikte atmaya başlar.

İkisi de ne istedi ki bu hayattan !? Allah, ailelerine bir fırsat sundu. Yetimlerin başını okşasalar Cennet'te köşkleri olurdu.
İnsanoğlu ne kadar tuhaf, 80 yıllık hayatı için mal mülk telaşına düşer.
Sonsuz olacak yaşamını haram ile Cehennem çukuruna dönüştürür.
Kolay olur mu yetim hakkı yiyenlerin can vermesi ?
Hadi diyelim ki can verdi, peki Ahirette hesap vermesi ... !?

Mehmet bulduğu her vakitte çalışır, Ayşe yediğinden arttırır, bir iki derken başlarını sokacakları bir ev yapıverirler. Küçük sobalarıyla mı, sevgileriyle mi ısıttılar kalplerini bilinmez. Sabah akşam, gece gündüz çalışan Mehmet her fırsatta bahçesine bir fide daha eker. İnsanlardan yüzleri gülmemiş Ayşe ve Mehmet hayvanlarla, ağaçlarla dost olurlar.
Mehmet hala, bu mahallenin kedileri bile daha vefalı insandan der. Ayşe hala, tüyleri zarar görmüş tavuğuna yelek örer.
Bahçede büyüyen her meyveyi poşetleyip mahalleye dağıtırlar. Allah bizi rızıksız bırakmaz diye umutla bakarlar. Kimseden minnet beklemeden, haksızlık yapmadan, haram lokma yemeden yaşarlar, yaşlanırlar ...
Mehmet sevilmemişliğin verdiği duygu ile sevgisini göstermeyi bilmez. Ayşe'nin gözyaşı hep kapağındadır.

İsmail, abisinin yetiminden aldığı toprağı son nefesinde sözlü vasiyet eder. Toprağın yarısı Ayşe'nindir bilin diye söyler. Emine, yıllarca yatalak yaşadığında Ayşe diye sayıklar.

Ah be Kadem, sen gidince sadece yetim değil ki yarım da kaldı doyamadığın Ayşen.
Ah babacığım dediğinde hala kalbini sıkarak tutuyor.
Hakkına girildiğinde mezarını titretmiştin. Baba toprağında nasip olmadı Ayşene.
Onun hala sen bakan gözleri yaşlı.
Vasiyetler yine kifayetsiz kaldı.
Son söz dostlar

Yetim büyüyen Ayşe, büyüttüklerinden de kimsesiz kaldı ...



S.C.
EV
06.25
24.05.2020
RAMAZAN BAYRAMI 1. GÜN



6 Nisan 2020 Pazartesi

En kötü olmalık zaman şimdi fakat tersine çok iyiyim.
Sanki yorgunluklarım, yüklerim tek tek beni terk etmiş gibi ...
Bi yağmur damlasına bile dokunamıyorum ama camıma vuran sesini seviyorum.
İyi hissetmeme rağmen aklıma buhranlı bir şarkı geldiğinde yazmaktan alıkoyamıyorum kendimi
Bi şarkı çalsın ve beni hayaller alemime alsın istiyorum.
Bi an olsun, beni kalbimden vursun ...
Ne yapsan da boş ne söylersen kifayetsiz 
Kulağımda bir şarkı ve o tellere güçlü vuran kadın benim !
Fondaki yağmur sesi camımdaki sese karışıyor
Bak işte tamda bunu hepsinden çok seviyorum.
Hayatın açtığı tüm yaralara rağmen inadına yaşamak ...

Atmosferde nefes almam için bana da pay ayrıldıysa
Onu size bırakmaya hiç niyetim yok

S.C.
02.30
7 MART 2020



30 Mart 2020 Pazartesi

Anlamaz olduğumdan mı lisanını çözememem ?
Bin bir parçaya bölünmüş, her hançerde başka alem
Sorma, kalsın cevaplar sır bende
Bu defa yağmur takılmayacak uzun kirpiklerime.
Gittiğin mezara karanfiller ektim.
Kelamımı kırdın, üzgünüm... Affedemedim
Özgür kuşun kanatları çırpsa uçacak pencereden
Gidenler geri gelmiyor demişler acep neden ?
Aldırmaz oldu gönül, suç-i lisan edene
Semii etmiyor kulağım, kifayetsiz kurulan her kelime
Bin bir parça hayatımı savurmuşlar dört bir yana
Kayıpları toplasam eksik yap-bozda tam bin parça
Ham olunca da tam olunmuyormuş, yazık değil mi bana ?

S.C.
01.29
EV


18 Mart 2020 Çarşamba

ZÜMRÜDÜANKA

Zifiri karanlık penceremin manzarası
Herkese kilitli kapılarım.
Kalın duvarlar ördüm, çıkamıyorum.
Yıkarsam, yıkılırım. Biliyorum
Yok olurum ummanlarda ...
Sarmazsa beni şefkatin,
Olmazsan güven çınarım,
Alsan kalbimi yinede ben, kalpsiz yaşarım.

Bu ara yüküm fazla, urganım ağır.
Bileklerim yara, gönlüm sağır.
Gözyaşı yanakta, git diyor umutlarım.
Kanarsam yanarım.
Tebessümün su olsa ...
Belki küllerimden doğarım.

S.C.
19 MART 2020
01.22
EV

4 Mart 2020 Çarşamba

Sevgili Descartesciğim ;

"Düşünüyorum, öyleyse varım " mı ?
 21. yüzyıl evlatlarından biri olarak söylüyorum Deskartesciğim. şimdilerde o işler böyle olmuyor. Boş konuşuyorum öyleyse varım, sesim çok çıkıyor öyleyse haklıyım, dayım var öyleyse en başarılısı benim, güzelim öyleyse iş yerinde en iyisi benim vs. vs. hatta ve hatta düşünüyorsun, öyleyse yoksun !
Sen düşünüp doğruyu seçene kadar boş yapan ayıya dayı deyip çoktaan köprüyü geçiyor ama şöyle söyleyeyim haklı olmanı çok isterdim ...
Değer kavramının insanın "insanlığında" olmasını, konuşsa bile önce düşünenin önde olmasını, sözcüklerin kölesi değil; kelimelerin efendisi olanın tâc olmasını velhasıl kelâm adaletin yerini bulmasını çok isterdim.
  Bu dünya da bu kadar işte fazla beklentide olmamak gerek. Neticede buranın terazisi hep hileli, beşerleri hep şaşkın, kelimeler hep sapkın. Burası bu kadar. Önemli olanı sen söyle. Senin kalbin ne kadar !?
Haksızlıklara dur diyebildiğiniz sürece varlığınız bir anlam ifade edebilir.
Ya da sadece istediklerinizi değil, istemediklerinizi de dile getirebiliyorsanız özgürsünüzdür.
Bir an önce yüzünüze örttüğünüz yorganı kaldırın. Bu gece uyanma vakti olsun .


S.C.

26 Şubat 2020
12:35
EV
5 Mart 2020
01:25

3 Mart 2020 Salı

Ey vakti harap eden gönül
Kimedir bu hüzün, kime bu düğüm
Demedi mi sana çekme kürek boşa
Şimdi ne diye öfkelendin kin kusma boşuna

Arıyorsun bir suçlu
Anlamıyorsun kim yolcu.
Sevdiğinden imtihan olursun
Kadere isyan mı ediyorsun ?

Ahh bu dert derya deniz
Kalplerde hem yara hep bir iz

İkmal olmaz gönül bulmaz ise O'nu
O ki kainatın tek varlığı, tek umudu

An Rabb'i olsun gönül bahçet-i ferah
Muhayyel ettiğin olacak sana İnşaAllah çokça refah


S.C.
00.28
4 MART 2020 ÇARŞAMBA
EV

18 Şubat 2020 Salı

EY NESİL !

Doğmamın bir sebebi olmalı diye düşünmeli insan. O sebebe öyle sıkı tutunmalı ki yağmur olup arındırmalı. Yeni nesilden umudumu kestiğim yıllardan birindeydim öyle bir pencere açıldı ki umudum sımsıkı tutundu kötü yılların inadına.
İlmimin zekatını vermek zorundayım diye çırpınıp, insanların çığlıklarını kulak tıkayamamak ama el uzatamamak gibi çelişkili acizliğin içirisinde kıvranırken, uçurumda ki el ben olmalıyım diye çaba harcarken anladım ki uçurum yolunu kapata bilirmişim.
Daha yolun başındayım sanırken asıl yol başını gözlüyorum şimdi. Geç olmadan uzat kolunu tut derken onlar beni tutuyorlar hayatta. Hani bizler şöyle bir nesle bakıp " ahh ahh bizim zamanımızda böyle miydi ?" diyoruz ya işte tam o sınırdayım.
Öyle kalplere dokunmak nasip oldu ki kötülüğün bile onların elinde masumlaştığını anladım. Bunu anlatmak için herhangi  bir çaba içerisinde olmamaları da hayret verici. Yoksulluk, çaresizlik bile onların karşında hiçten ibaret. Küçücük bedenleriyle dağ gibi duruyorlar karşımda. Onlara yol oluyorum, onların umutlarına yaslanıyorum. Bazen çok acımasız olduklarını hissettiğim de oluyor. Hatta öyle ki burnumun direği sızlıyor, ağlamamak için tırnaklarımı etime geçiriyorum. Sonra iki kelam dökülüyor dilimden. Şükürler olsun ki Rabb'im o an alıyor sırtımdan yükü. Vicdan diyorum. Benim kendimde dökmemek için sıktığım yaşlarım onlardan akıyor. Diyorum ki ah be çocuk senin kötülüğün bile masum ...

S.C.
00.15 EV
Haberlerde hep uçurum
Harabelerde hep vurgun
İmtihanı geçen yok
Kimsenin değil karnı tok

Dönmüyor kimsenin talihi
Söylemiyor susuyor hakikati
Kör vicdanı
Sallıyor ayaklarını
Rabb'im yolluyor imdadı

Soytarı sever boş gezenin boş kalfası
Cehalet kol gezer isterse çağırır eşrafı
Kalemi kırar çok konuşanın gelir belası
Bakma laflarına kızılcıktandır kızaran suratı

Yetmez aklı yok diması
Meczup olursun yoktur şifası
Kelam yetişmez sevmez sabrı
Herkese selam verir sırtı
Çehresi yok o da ne yapsın zavallı

Elinde hep bıcak 
Kalem hepsinden keskin çıkacak
Cahil ile kes muhabbeti 
Bak Güneş nasıl doğacak 


S.C.
23.32 EV


4 Şubat 2020 Salı

Bilmiyoruz.
Aslında neyi bilmediğimizi bile bilmiyoruz.
Her nefes bir zehir . Yaşamak için mecbur olduğumuzu sandığımız o her nefes sanki ölüme itiyor.
Bir çoğumuz yaşarken ölmüyor muyuz ? Ölüm, bedeninden soğuması mı sadece ? Hayır hayır bunu bilim insanları uyduruyor. Bizim ölmeden önce ruhumuz soğuyor.
Biz önce yola çıkıyoruz, heybemizde gereksiz binlerce söz ile ...
Sonra heybemizden çıkarıyoruz o sözleri, yanlışlara bırakıyoruz.
Bu yolculuk çıkmak sokağa kadar devam ediyor. İşte yolun sonu. O duvara toslama anı,
 öldüğün an ve aslında yaşamı anladığın ilk an ...
Ölümle yaşamı bu kadar zıt düşünme baksana öldüğün an yaşamın ne olduğunu anlıyorsun.
Kapattın mı gözlerini en sevdiğin şarkıyı dinlerken ? Dur dur !Korkma, akmadı ki yaşın, akmaz.
Daha ne kadar üzülebilirsin sanki ... Bunun bir sonu olmalı... Yok.
Her sızı acı olacak buram buram. Sanma sahile uzanacaksın, hayır. Sen yangına uzacaksın, sızıya yaslanacaksın, belki şair olacaksın, belki ilham olacaksın. Sonunda hikayeyi hatırlamayacaksın . Sadece hisler olacak yanında ve bu sefer aklında başında ...
Sözleri yanlış insanlara sarfettin, şimdi hisleri yanlış insanlara israf etmeyeceksin.
Güneş her geçen gün nasıl doğuyorsa, yeniden doğacaksın. Yeniden hikayeye başlayaksın.
Unutma ! Güneş her akşam batıyor. Aldanma tepedeki ışığına, sadece bil. Bil ki, o Güneş batsada yeniden doğacak. Karanlığı aydınlatan yıldızlar ışığını Güneşten alacak.
Batışını seyre dal birdahakine...
Bu sefer umut olsun yanında. Başını kendi omzuna yasla. Yeni bir gün için yeniden, hep yeniden yaşa ...


S.C.
5 ŞUBAT 2020
01.20 EV