Doğmamın bir sebebi olmalı diye düşünmeli insan. O sebebe öyle sıkı tutunmalı ki yağmur olup arındırmalı. Yeni nesilden umudumu kestiğim yıllardan birindeydim öyle bir pencere açıldı ki umudum sımsıkı tutundu kötü yılların inadına.
İlmimin zekatını vermek zorundayım diye çırpınıp, insanların çığlıklarını kulak tıkayamamak ama el uzatamamak gibi çelişkili acizliğin içirisinde kıvranırken, uçurumda ki el ben olmalıyım diye çaba harcarken anladım ki uçurum yolunu kapata bilirmişim.
Daha yolun başındayım sanırken asıl yol başını gözlüyorum şimdi. Geç olmadan uzat kolunu tut derken onlar beni tutuyorlar hayatta. Hani bizler şöyle bir nesle bakıp " ahh ahh bizim zamanımızda böyle miydi ?" diyoruz ya işte tam o sınırdayım.
Öyle kalplere dokunmak nasip oldu ki kötülüğün bile onların elinde masumlaştığını anladım. Bunu anlatmak için herhangi bir çaba içerisinde olmamaları da hayret verici. Yoksulluk, çaresizlik bile onların karşında hiçten ibaret. Küçücük bedenleriyle dağ gibi duruyorlar karşımda. Onlara yol oluyorum, onların umutlarına yaslanıyorum. Bazen çok acımasız olduklarını hissettiğim de oluyor. Hatta öyle ki burnumun direği sızlıyor, ağlamamak için tırnaklarımı etime geçiriyorum. Sonra iki kelam dökülüyor dilimden. Şükürler olsun ki Rabb'im o an alıyor sırtımdan yükü. Vicdan diyorum. Benim kendimde dökmemek için sıktığım yaşlarım onlardan akıyor. Diyorum ki ah be çocuk senin kötülüğün bile masum ...
S.C.
00.15 EV